6 Haziran 2014 Cuma

ey sevgili

Sabahın ilk saatlerinde bir şiirin sıcaklığı sarıyor kalbimi.. Öyle derinden ki sözleri.. Sezai Karakoç'un en güzel şiirlerinden..




Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir toz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkis'in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgân'da
Kandilli'nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili



1 Haziran 2014 Pazar

ders arası karalamalar



        Umudumu senin hayalinle körüklüyorum. Gidişin yüreğimi yangın yerine çevirip talan etti. O günü unutamam. Hani hiç beklemediği yerinden vurulur da insan ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemez öyle bir haldeydim. Gidişinden beri nasıl yaşıyorum ki ben. Senin hayalinle dolu rüyalarım. Önce güzel bir rüyadan gidişinle kabusa dönüyor rüyalar. Umut diyorum, sabır. Bu iki kelimeden güç alıyorum. Ve hala sana dair içimde bir şeyler varsa umudum sayesinde. Umut ne kadar mükemmel bir kelime oluyor içimde. Umut ederek yaşıyorum. Döneceğini büyük bir sabırla bekliyorum. Yokluğun canımda keskin bir acı. Ne tarafa dönsem o taraftan saldıran bir düşman gibi. Dayanıyorum, ne kadar acı olursa o kadar yoğun hissediyorum. İnsan en çok neye dayanır, diye bir soru geçiyor aklımdan. Yokluğuna mı dayanıyorum yoksa varlığına mı? Yokluğuna dayanmaya çalışsam da, ben en çok varlığından destek alıp, hayata tutunuyorum. Ayrılık ne hüzünlü bir kelime oluyor cümlelerime. Dudaklarımdan dökülmesine izin veremeyeceğim kadar hüzün kokuyor. İnsan en çok sevdiğinden ayrılırmış derlerdi. Neden demeye korkuyorum. Ben ayrılıktan korkuyorum. Ben senden ayrılmış olmaktan korkuyorum.


Bu yazıyı yazdıktan bir kaç gün sonra Mevlana'nın şu cümlesiyle karşılaştım:
"Bir yandan korkun bir yandan umudun varsa iki kanatlı olursun; tek kanatla uçulmaz zaten."





22 Mayıs 2014 Perşembe

uçurtmayı vurmasınlar




Bundan yaklaşık 9 yıl önce izlediğim ve şu anda tüm duygularımın yerli yerinde olduğu film Uçurtmayı Vurmasınlar. Küçücük yüreğinde aslında nice büyük duygular taşıyor Barış. Sevinci ve hüznü en gerçekçi şekilde bizlere yansıtıyor. Fazla söze gerek yok izlemek lazım. 


Barış henüz algılayamadığı bir garip dünyanın içinde, her yanı soğuk ve sağır duvarlarla çevrili bir hapishane avlusunda gökyüzünü ve özgürlük uçurtmalarını gözlemektedir. İnci Abla’sı, Özgürlüğüne kavuştuktan sonra bir gün uçurtma olup geri döneceğine söz vermemiş midir? 







                          Niye uçmuyor İnci?
                          Uçar bi gün.

15 Mayıs 2014 Perşembe

aklımız kalbimiz Soma'da


Şerif Erginbay tarafından 20 Mayıs 2010'da yazılan bu şiir, Soma'daki faciayı en iyi anlatan dizeler belki de.... Yüreklerimiz yangın yeri, acımız büyük....


IŞIĞIM SÖNDÜ
Karıcığım hoşçakal, ışığım azalıyor,
Yanımda ölü arkadaşlarım.
Artık kömür kokulu ekmekler getiremeyeceğim sanırım.
Buraya kadarmış çocuklarım, hoşçakalın,
Hakkınızı helal edin; anacığım, babacığım.
Işığım azalıyor, hoşçakalın..
Üstüme değil içime çöken ocağın sessizliğinde
Tek tek seslerinizi duyuyorum, yüzlerinizi görüyorum, Işığım azalıyor, soluğum azalıyor, biliyorum,
Yavaş yavaş dünyanın kara kalbine gömülüyorum.

Işığım söndü, işte gidiyorum..,
Ah, en çok da şimdi, bir bilseniz
Nasıl da bulutları, ağaçları, gökyüzünü özlüyorum.
Işığım söndü.. hoşçakalın, arkadaşlarım çoktan gitti,
Artık ben de gidiyorum...

9 Mayıs 2014 Cuma

Erdem Beyazıt Ölüm Risalesi





Ve zaman döne döne
Gelmişti başlangıç noktasına
İlk yaratılış düğümüne

Mahlukatın var olduğu
Yüzü suyu hürmetine
Evrenin efendisinin
Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine.

Hayatın menbaı
Merhametin son durağı
Madeni, muhabbet ocağının
Ateşler içindeydi
Yatağında.

İltica etmişti sanki kainat
Kutsal tenine
Hayata şafak olan alnında
Ter taneleri
Her biri insanlık çilesinden
Bir haberdi sanki
Bir an oldu
Aralandı gözleri
Sonsuzu kuşatan bakışları
Süzdü ciğerparesi Fatımayı
Süzdü tek tek çevresindeki
Can dostlarını
Kıpırdadı dudakları dedi:
--- Ebubekir kıldırsın namazı
Sonra daldı daldı uyandı
son defa aralandı
Bakışları
Yöneldi bir noktaya
Karar kıldı bir noktada
Ve dedi:
--- Merhaba Ey Refik-i Ala !

Olacak oldu
Akıllar kamaştı
Kalbler tutştu
Feryat ve figan gökleri tuttu
Çekti kılıcını Faruk olan
Sıçradı orta yere :
--- Kim derse " O ÖLDÜ" , öldürürüm!

Ayrılık ateşinden
Ateşin şiddetinden
Sanki bendler çözülmüş
Felekler çökmüştü
Şuur tutuşmuş
Akıl iflas etmişti.

Sonra Sıddık olan
Yetişti geldi
Baktı baktı yatağında hareketsiz yatan sevgiliye
Mağarada arkadaşına hicrette yoldaşına
Sonra baktı çevresine
Mahşerden önce mahşer hali yaşayan
Ashabına
Aline

Ebubekir dedi :
--- Ey nas , susun !
--- Kim ki Rasulullaha tapmaktadır
--- Bilsin ki Rasul ölmüştür.
--- Kim ki Allah'a tapmaktadır
--- Bilsin ki Allah ölmez
--- Hayy ve Layemut'tur. ( Hayat sahibi ve Ölmez )

--- Ey nas, Susun!
--- " İnna lillahi ve inna ileyhi raciun."

Sonra eğildi sevgilisinin yüzüne
Sürdü bulutlanmış gözlerini
O güzellikler ülkesine
Baktı baktı ve dedi :
--- Hayatında güzeldin
--- Ölümünde güzelsin
--- Öldün
--- Bir daha ölmeyeceksin!

1 Mayıs 2014 Perşembe

Ölüm bize muhtaç..






Hüzne dalıyor yine akşamlarım. Sensizliğin geçmek bilmeyen akşamları oluyor hep. Bırakıp gidişlerinin yıl dönümlerini yaşıyorum. Unutulmak denen kelimeyi yüreğimin en ücra yerlerinde filizlendirip duruyorum. Ben sessizliğimle dost olmaya uğraşırken kalbimdeki acıyı hissediyorum her saniye. Küçücük ses kırıntılarında seni bulmayı, seni duymayı özlüyorum. Ölüm kokuyordu gözlerine son baktığımda. Yüreğimiz ölümlere alışmak zorunda mıydı?Biz birbirimize muhtaçtık. Oysa sen giderken ölüm bize muhtaç olmuş gibiydi.

Karadayı

Bu pazartesi artık 70. bölümünü izleyeceğimiz Karadayı dizisi neler anlatmadı ki.. Aşkı, acıyı, arkadaşlığı, umudu önümüze en duru haliyle koydular. Biz bu 70 bölümde kendimiz olduk biraz, özgürlüğe hasretle sarıldık, aşkı en güzel haliyle hissettik. Tamam artık her şey güzel derken, en mühim yerimizden yaraladılar hep, kalbimizden çokça yaralandık. Umudu yüreğimizin en güzel yerinde filizlendirdik. Vel hasıl kelam Karadayı unutulmayacak bir dizi.






Ama dizi de her şeyden önemlisi Nazif babamız ve şiirleri  ayrı bir yerde benim için. Ne vakit bir şiir okur da yüreklerimiz şenlenir diye beklerim. 

Tabi bu konuda Mahir ve Feride'nin de hakkını vermek gerek. Aşkı bir başka güzel yaşarlar. Ben Sana Mecburum şiiri onlarla ayrı bir güzel oldu.Unutulmaz şiirlere birer ses oldukları için hepsine müteşekkirim.

İlk sezonun şiirlerini de biraraya toplamışlar çok güzel olmuş. 

                                 http://www.youtube.com/watch?v=XcPMYoPZNpI 

Ama benim en sevdiğim şiir tabiki de; 
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM...

Seni, anlatabilmek seni. 
İyi çocuklara, kahramanlara.
 Seni anlatabilmek seni, 
Namussuza, halden bilmeze,
 Kahpe yalana.

 Ard- arda kaç zemheri,
 Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. 
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... 
Bir ben uyumadım,
 Kaç leylim bahar, 
Hasretinden prangalar eskittim. 
Saçlarına kan gülleri takayım,
 Bir o yana 
Bir bu yana... 

Seni bağırabilsem seni, 
Dipsiz kuyulara, 
Akan yıldıza, 
Bir kibrit çöpüne varana,
 Okyanusun en ıssız dalgasına 
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, 
Yitirmiş öpücükleri, 
Payı yok, apansız inen akşamlardan, 
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene, 
Seni anlatabilsem seni... 
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
 Üşüyorum, kapama gözlerini...